İnsan olmanın kaçınılmaz muğlaklığı









Okuduğum bir kitapta şöyle yazıyordu,



'Hayat denize açılıp batmak üzere olan bir tekneye binmek gibidir.'


Biz insanlar etrafımızdaki her şeyin değişmekte olduğunu fark ettiğimiz zamanlarda değişmezlik için çabalama eğilimine gireriz. Zor dönemlerimizde, üzerinde durabileceğimiz sağlam bir zemin, öngörülebilir ve güvenli  bir yer bulmaya çalışırken, yaşadığımız stres sanki iyice yoğunlaşır.Ama aslında daimi değişim varoluşumuzun doğasında vardır. Biz farkında olsak da olmasak da her şey değişir.

Ne kadar zor bir durum değil mi! Gerçekliğin kendisine karşı derin bir korku beslediğimiz için, sanki acı çekmeye mahkumuz. Kalıcı zevkler ve kalıcı güvenceler bulma çabalarımız, her şeyin ve herkesin değişim süreci içinde olduğu dinamik bir sistemin parçası olduğumuz gerçekliği ile çatışma halinde. İşte tam da bu yüzden kendimizi burada, bir ikilemin tam ortasında buluyoruz. Ve bu durum bizde birkaç kışkırtıcı soru uyandırıyor: Bu geçicilik karşısında, bir gün öleceğimizi bile bile, yaşama nasıl dört elle sarılabiliriz? Her şeyi asla tamamen ve son kez halledemeyeceğimizi fark etmek nasıl bir şey? İstikrarsızlık ve değişime karşı toleransımızı arttırmamız mümkün mü? Öngörülemezlik ve belirsizlikle nasıl dost olabilir ve bunları yaşamlarımızı dönüştürmenin araçları olarak nasıl kabul edebiliriz?

  Bu da geçiciliğin ve varoluşumuzun üç ayırt edici özelliğinden biri olduğunu, bunun yaşamamızın tartışılmaz bir gerçeği olduğunu söyler. Ancak buna karşı güçlü bir direniş içindeyizdir.
Şunları yapar ya da bunları yapmazsak güvenli, güvenilir ve kontrol edilebilir bir yaşama ulaşacağımızı düşünürüz. İşler planladığımız gibi gitmediğinde ise büyük hayal kırıklığına uğrarız..

(Güzel Bir Hayat- Pema Chödrön /sineksekiz yayınevi)



You May Also Like

0 yorum